Yrd. Doç. Dr. Oktay Aydın
Marmara Üniversitesi
Atatürk Eğitim Fakültesi
Yeni öğrenim dönemi başlarken, ilköğretimde tüm yönetici, öğretmen,
veli ve öğrenciler, geçmiş yıllara göre oldukça önemli bir farklılıkla
karşı karşıya kalacak görünmektedir. Eğitim sistemi, programı
ve uygulamalarında bugüne kadar pek çok değişiklik yaşanmış olmakla
birlikte, 2005-2006 öğrenim yılından itibaren oldukça büyük bir
dönüşüm yaşanacağı söylenebilir.
Bilişselci ve davranışçı yaklaşıma dayalı olarak oluşturulmuş
olan eski program yerine, artık yapılandırmacı/oluşturmacı (constructivizm)
ve çoklu zeka yaklaşımlarına dayalı program uygulaması yapılacaktır.
Yeni ilköğretim programının düşünsel ve uygulama ilkeleri şunlardır:
- Bilgi, insandan bağımsız nesnel bir varlık değil, insana bağlı
öznel bir yapıdır.
- Öğrenci, bilginin pasif alıcısı ve depolayıcısı değil, aktif
yapılandırıcısı, kullanıcısı ve üreticisidir.
- Program, öğretme ve öğretmen merkezli değil, öğrenme ve öğrenci
merkezli olup, kişiler arası etkileşime dayalıdır.
- Öğretmen bilgi veren ve öğreten değil, gerçek anlamda rehberdir.
- Değerlendirmeler kantitatif yöntemlere dayalı ve ürüne yönelik
değil, kalitatif yöntemlere dayalı, çok boyutlu ve sürece yöneliktir.
Öğrenci, yeni programın tam merkezindedir. Bu programla, “öğrenci
merkezlilik” artık kuru bir söz olmaktan öteye geçecek ve öğrenci,
tüm programın öznesini oluşturacaktır. Öğrenci merkezlilik kavramı,
önceki programlarda, öğretmen tarafından belirlenen çerçeve içinde
kalmakta ve uygulamalar sırasında öğrencinin aktif kılınması olarak
algılanmaktaydı. Ancak yeni programda, -kavramın da özüne uygun
olarak- yapılacak çalışmalarda amaçların belirlenmesinden değerlendirme
aşamasına kadar her aşamada öğrencinin sorumluluk üstlenmesine
dayalı olacaktır.
Yapılandırmacılık yaklaşımına dayalı olarak uygulanacak ilköğretim
programı, öğrencinin tüm gizil güçlerini en üst düzeyde geliştirmesinde
önemli katkılar sağlayacaktır. Yeni programda öğrencinin, öncelikle
ve özellikle kazanması beklenen çeşitli beceri ve özellikler vardır.
“Ortak temel beceriler” olarak isimlendirilen bu becerilerin,
sadece belirli derslerde değil, tüm program çerçevesinde kazandırılması
amaçlanmaktadır. Öğrenciye kazandırılması beklenen ortak temel
beceriler şunlardır:
- Eleştirel Düşünme Becerisi: Bilimsel düşünmenin temeli olan
eleştirel düşünme, sorgulama, sebep-sonuç ilişkileri kurma, analitik
düşünme, benzerlik ve farklılıkları saptama, bilginin geçerliliğini
saptama, çeşitli kriterlere göre değerlendirme yapma gibi becerileri
içerir.
- Yaratıcı Düşünme Becerisi:: Bu beceri, olaylara farklı açılardan
bakarak yeni ilişkiler, düşünceler ve ürünler ortaya koyma, sorunlara
alışıldıkların dışında ve kendine özgü çözüm getirebilme, düşünceleri
zenginleştirme gibi becerileri kapsar.
- İletişim Becerisi: Sözlü ve sözsüz, yazılı-yazısız tüm iletişim
dillerini etkili bir şekilde kullanma, etkili okuma-yazma, yerine
ve ortamına uygun bir üslup kullanma, karşısındakini dinleme ve
anlama, kendini yeterince etkili ve doğru şekilde ifade etme gibi
becerileri kapsar.
- Araştırma ve Sorgulama Becerisi: Bir sorunu fark etme, çözmek
amacıyla planlama yapma, hipotezler kurma, veri toplama, gözlem
yapma, hipotezlerin veriye dayalı doğruluğunu sınama, ölçme yapma,
elde edilen sonuçları sunma, raporlama gibi becerileri kapsar.
- Problem Çözme Becerisi: Gerçek yaşamda karşılaşılacak problemleri
çözebilme ile ilgilidir. Temel problemi ve alt problemleri belirleme,
problemi çözebilmek için seçenekler üretme, çözüm stratejileri
oluşturma, çözüm ile ilgili bilgi ve verileri değerlendirme, uygulanan
çözümün geçerliliğini değerlendirme gibi becerileri kapsar.
- Teknoloji Kullanma Becerisi: Bu beceri, bilgiyi elde etme, işleme,
analiz etme, değerlendirme ve sunma süreçlerinde teknolojiden
yararlanabilmeyi içerir. Bilgiyi üretme ve değerlendirme süreçlerinde
hangi teknolojiden nasıl yararlanabileceğine karar verebilme ve
etkin kullanabilme de bu beceri kapsamındadır.
- Girişimcilik Becerisi: Hayatın her alanında (iş dünyası, sosyal
hayat vb.), kişisel etkinliğini ortaya koyarak bir ürün veya hizmet
üretmek ve pazarlamak bu beceri ile ilgilidir. Girişimcilik becerisi,
etkili iletişim kurabilmek, gerektiğinde risk alabilmek, sezgilerine
güvenmek gibi becerileri kapsar.
- Türkçe’yi Kullanma Becerisi: Türkçe’yi okurken, dinlerken ve
yazarken etkili bir şekilde kullanma, duygu ve düşüncelerini etkili
bir şekilde ifade edebilme, zengin bir sözcük dağarcığına sahip
olma, dilbilgisi kurallarına uyma gibi becerileri içerir.
Yeni program, bu becerileri kazandırmakla birlikte, yüksek iç
motivasyona sahip, içten denetimli ve takım çalışması yapabilen,
oldukça donanımlı bireyler yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Programın
etkili bir şekilde uygulanması halinde, tek tek öğrencilerin hayata
karşı olan mücadelelerinde yetkin hale gelmesi sağlanacağı gibi,
orta ve uzun vadede, toplumsal ve kültürel dönüşüme de büyük katkılar
sağlanmış olacaktır.
Yeni programın başarıya ulaşmasında birincil sorumluluk her zaman
olduğu gibi yine öğretmenlere düşmektedir. Geleneksel eğitim anlayışının
yerleşmiş alışkanlıklarından kurtulabilen öğretmenler, programın
başarısında büyük pay sahibi olacaktır. Geleneksel alışkanlıkları
sürdüren öğretmenler ise, bir yandan mesleklerini yaparken oldukça
büyük sorunlar yaşayacak; diğer yandan da programın başarıya ulaşması
önünde en büyük engeli oluşturacaklardır.
Öğretmenler, yeni programda merkezi konumlarını kaybedecek gibi
görünmekle beraber, öğrencinin dünyasında çok daha gerçekçi ve
kritik bir rolü üstleneceklerdir. Bu temel rol de, onların hayatla
olan mücadelelerinde yol arkadaşlığı ve rehberlik yapmaktır. Unutulmaması
gereken konu şudur ki, asıl sorun, öğrenci ya da daha doğru bir
ifadeyle “birey”in, hayatla hesaplaşması ve kucaklaşması sorunudur.
Okulun temel misyonu da çocuğun gerçek hayata hazırlanmasını sağlamaktır.
Oysa öğretmen, birey ile hayat arasındaki bu hesaplaşmanın arasına
girdiğinde, gerçek sorun yerini sahte soruna, yani öğrenci ile
öğretmen arasındaki hesaplaşmaya bırakmaktadır.
Öğrencilerin, hayatla ilgili, tanıma, anlamlandırma ve mücadele
etme süreçlerinde, öğretmenlerinin desteğine çok ihtiyacı olacaktır.
Yanında, kendisini gözlemleyen, dinleyen, anlayan, destekleyen,
motive eden, özgür kılan, düşündüren bir öğretmen bulursa, varoluşunun
coşkusunu yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Öğrencinin bu başarısı,
programın başarısının, programın başarısı da öğretmenin başarısının
ispatı olacaktır.
Programa yönelik pek çok eleştirinin yapılması kaçınılmaz ve doğaldır.
Sonuçta tüm değerlendirmeler bir hipotez olarak elbette ki değerlidir.
Ancak, sağlıklı olan tavır, yönetici, öğretmen ve ailelerin programın
başarısı konusunda samimi bir çaba harcamalarıdır. Süreç içerisindeki
gözlem, değerlendirme ve eleştiriler, başarısızlığa programlanmış
önyargıların değil, artı değer yaratıp sorun çözmenin peşinde
olmalıdır. Nihayetinde başarı da başarısızlık da hepimizin olacaktır.
Bundan etkilenen ise hiç şüphesiz ki çocuklar olacaktır.